
24 Aralık 2009, 22:48
|
 |
|
|
Üyelik Tarihi: 07 Aralık 2009
Mesajlar: 1.736
Ruh Halin:
Yapilan Tesekkür: 567
372 Mesajina 853 Tesekkür Aldi
|
|
Nikâh tazeleme
Nikâh tazeleme
Sorulan şey, bizim çocukluğumuz yıllarında yatsı namazlarından sonra camilerde imamların "İnni üridü en üceddide imanen ve nikehân" sözlerinin ağız birliği içinde söylenmesi ile yapılan nikâh yenilemesi ya da halk tabiriyle tazelemesi.
Günümüzde terk edildiğini zannettiğim bu âdetle alakalı soruları görünce şaşırmadım; çünkü topluma kök salmış âdetlerin birdenbire kaldırılması imkansız.
Farklı açılardan cevap vermeye çalışalım. Bir; "tazeleme; yenileme" kavramından hareketle, nikâh zamanla eskiyen bir akit değildir ki yenilemeye ihtiyaç olsun! Polemik değil, bir hakikat bu. Nikâh, bir akittir; hem de insan hayatını derinden derine etkileyen en ciddi akitlerden birisi. Nikâh akdi rükünlerine, şartlarına riayet edildiği müddetçe sürekliliği devam eder; muhalefet durumunda ise muhalefetin şekline, zamanına göre boşama/boşanmaya kadar uzanan ayrı bir süreç ve farklı hükümlerin konusu olur.
İki; halkımız arasında uygulanan şekliyle "nikâh tazeleme" ne ayetlerde ne hadislerde ne ashab tatbikatında yer almaktadır.
Üç; fukaha içtihatlarına gelince; kaynaklarda geçen açıklamalara göre "nikâh tazeleme insanların ağızlarından bilerek veya bilmeyerek çıkan küfür sözlerinin insanın iman ve nikâhına zarar vermesi ihtimaline binaen yapılmaktadır. Fukahanın içtihatlarına göre küfür söz veya fiilleri sahibini dinden çıkartacak seviyede ise şahsın dinden çıkması nedeniyle gerçekleşen "tebayün-ü din" nikâhı da bozmaktadır. İşte bunun izalesi camilerde "üceddidü imanen ve nikehân" denilerek önce iman sonra nikâh tazelemesi ile mümkündür."
Yalnız burada akla birçok soru gelmektedir. Çıkış noktası böylesi bir düşünce zeminine oturan nikâh tazeleme halkımız tarafından hangi ölçüde bilinmektedir? Bu bir yana, acaba bu içtihadi yaklaşım fıkhın genel-geçer kaideleri çerçevesinde ne kadar isabetlidir? Küfre düşmüş bir insanın, cuma akşamlarının ayrılmaz parçası haline gelmiş ve manası dahi bilinmeden icra edilen sözlerle yeniden imana dehaleti sahih midir? Küfre düşüren o sözlerden veya fiillerden pişmanlık ve tevbe bu hadisenin neresinde yer almaktadır? Bu her zaman tekrar eden bir söz veya davranış ise boşamada da nihai sınırın üç olduğu düşünülecek olursa, üçten fazla cereyan eden durumlarda velev ki sahih bile olsa, nikâh akdi meşru mudur?
Bunlar mutlaka cevaplanması gereken sorular. Öte yandan, yapılan işlem açısıdan baktığımızda, nikâh -mezhepler arasındaki ihtilaf mahfuz- evlenecek kadın-erkek taraflar veya onların vekilleri, şahitler, irade beyanı, mehir, veli, ilan gibi rükün ve şartlarla gerçekleşen bir akittir. Farz-ı muhal eşlerin birbirleri ile yeni bir nikâh akdi ile yeniden evlenebileceği akitlerde, yani "zevc-i aher gerekmeyen ric'i veya bain talaklarda" camilerimizde yapılan nikâh tazeleme ile yeni nikâh akdinin gerçekleşeceği her zaman tartışılabilir. Hanımın akit esnasında yokluğu veya kocasına -nikâha ihtiyaç duyulduğuna göre eski kocasına demeliydik- verdiği vekalet, şahitlerin belli olmayışı, mihr miktarı, irade beyanının katiyyet ifade edip-etmemesi, nikâhın ilanı hatta nikâhın devletin yetkili mercilerince kayıt altına alınıp-alınmaması bizim tartışılır dediğimiz konu başlıklarıdır. Özellikle son husus günümüzde akitlerin hukuki yaptırımları açısından çok önemlidir. Daha önce imam nikâhı başlığı altında yazdığımız yazılarda bu konuyu detaylı olarak ele almıştık.
Sonuç itibarıyla; toplumumuzda dinî bilgi ve şuur seviyesinin yükselmesi bu türlü muamelelerin son bulmasını netice vermektedir. Tabii ki zamanla. Zaten topluma yerleşmiş bid'atların hepsinin birden kaldırılıp yerlerine sünnetlerin birden ikamesi tek kelime ile imkansızdır.
AHMET KURUCAN
|